03.09.2014
İstanbul Barajlarının Doluluk Oeanları Cizelgesi -  

İstanbul Barajlarının...

Hepsini Oku »
03.05.2013
Avrupa Adalet İnsan Hakları nekada uzak bir kelime -  
Hepsini Oku »
03.04.2013
Su gibi aziz ol! -  

Hepsini Oku »
12.12.2012
Deriner Barajı ve HES -

Deriner Barajı ve HES

Hepsini Oku »
29.01.2012
Dünynın ilk 500 firması Fortunenin verileri - Dünyanın en büyü...
Hepsini Oku »
26.01.2012
Dünyayı inşa eden 225 en büyük firma arasında 2011 yılında 31 Türk firması da yer aldı. -  
Hepsini Oku »
28.12.2011
MÜSİAD'dan Fransız firmalara boykot -          
Hepsini Oku »
01.09.2011
Tarihimiz Osmanlı dan sonra unutulan Şehitlerimiz - Hepsini Oku »
01.05.2011
Acentamız olarak Herkese iş imkanı sağlıyoruz - Hepsini Oku »
19.10.2008
Suyun hayatımızdaki önemi - Hepsini Oku »
21.08.2008
Su , insan hayatı için nefesten sonra gelen en önemli öğedir. -
Hepsini Oku »
Ürünler
Ambalaj Matbaa
Ters Osmos Ro Arıtma
Ev Su Arıtma Cihazı
Endüstriyel Arıtma
Endustriyel Su Arıtma
MÜSİAD'dan Fransız firmalara boykot


28.12.2011 10:11:58

 

       MÜSİAD Almanya Federasyonu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Fransa'da 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa teklifinin Fransa Meclisi'nde oy çokluğu ile kabul edildiği belirtilerek, ''Aslı olmayan bir iddia üzerinden böyle bir yasanın kabul edilişini MÜSİAD Almanya olarak tasvip etmemiz elbette söz konusu değildir'' denildi.

Esasen Türk Fransız dostluğunu gölgeleyen bu kararın Fransa'nın dostluğunun sadece kendi menfaatine dayalı olduğunu ve kendi menfaatinin söz konusu olduğu yerde demokrasi ve fikir özgürlüğünün hiç bir önem arz etmediğini belli ettiği vurgulanan açıklamada, hiç bir araştırmaya gerek duymadan ve gerçekten böyle bir durumun söz konusu olup olmadığını araştırmadan, salt kendi iç politikalarına yönelik olarak alınan bu kararın Türk halkından çok Fransız halkına zarar vereceği kaydedildi.

''Türk Devleti'nin bir soykırım yaptığından bahsetmek asla doğru değildir'' denilen açıklamada, kendi tarihleriyle övünme hakkına sahip nadir milletlerden biri olan Türk halkını böyle bir suçlama ile karşı karşıya bırakmanın arkasında başka art niyetlerin olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, ''Sömürgeci mantığının bir uzantısı olduğuna inandığımız bu kararı şiddetle protesto ediyor, Fransa'nın bir an önce bu yanlış kararından vazgeçmesini umuyoruz. Aksi takdirde halklar arasındaki dostluklar bozulacaktır. MÜSİAD Almanya olarak bundan sonra bu yanlış karar düzeltilinceye kadar Fransız firmalarıyla iş yapmayacağımızı kamuoyuna duyururuz'' ifadeleri kullanıldı. 25.12.2011 haber7 den alıntı

Fransa'nın, "sözde Ermeni soykırımını kabul etmemeyi suç sayan" yasa tasarısına yönelik tepkiler büyüyor. Fransa'dan toplam 8.17 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirirken, ihracatı ise 6.05 milyar doları bulan Türkiye'de hemen her alanda faaliyet gösteren Fransız şirketleri boykot kabusu ile karşı karşıya. Sivil örgütler, teklifin kabul edilmesi durumunda boykot çağrılarının sosyal ağlarla yayılabileceği uyarısında bulundu.

TÜRKİYEDE FAALİYETTE OLAN BAZI FİRMALAR

  • Benzin: Total, Elf 

  • Süpermarket: Carrefour, Gima, Dia Endi, Championsa 

  • Yoğurt: Danone, Yoplait 

  • Şişe Suyu: Perrier, Danone, Evian

  • Mutfak Ve Diğer Ev Eşyalar: Tefal

  • Oto Lastiği: Michelin, Uniroyal, Recamic

  • Oto Yedek Parça: Valeo 

  • Otomobil: Renault, Peugeot, Citroen

  • Giyim: Lacoste , Givenchy, Pierre Cardin, Yves Saint Laurent, Etam, René Derby, Sonia Rykiel, Cacharel, Daniel Hechter

  • Çanta: Longchamps, Lancel, Louis Vuitton

  • Şampuan: L'oreal, Studio Line, Lancome

  • Saç Ürünleri: L'oreal, Studio Line, Garnier, Kerastase

  • Bebek Giyim, Mama, Oyuncak: Bledina, Mellin, Majorette, Dpam, Petit Bateau

  • Kozmetik: L'oreal, La Roche Posay, Biotherm, Christian Dior, Clarins, Vichy

  • Parfüm: Chanel, Christian Dior, Clarins, Drakkar Noir, Fahrenheit, Lancome,Lavendar Harvest

  • Cilt Bakım Ürünleri: Clarins, Guerlain, Avon, Avene

  • İnşaat: Ondulin Avrasya (Onduline -Bituline-Isoline), Lafarge, Chryso, Weber Markem

  • Seyahat: Air France, Club Med, Fransa'da Tatil, Fransız Kültür Merkezi

  • Tıraş Bıçağı : Bıc

  • Çakmak:Bıc, Cartier

  • Kırtasiye: Bıc, Sheaffer

  • Spor Ekipmanı: Le Coq Sportif

  • Motosiklet, Bisiklet: Peugeot

  • Dergi: Marie Claire, Elle

  • Telekom: Alcatel

  • Sigorta: Axa, Günes Sigorta, Basak Sigorta, Başak Emeklilik (Groupama International)

  • Finans: Societe General Bankasi, Teb (Türk Ekonomi Bankasi)

  • İlaç Firmaları : Sanofi (Aventis&Synthelabo&Pasteur Ortakligi): Servier, Fournier, Guerbet, Pierre


       SOYKIRIM ASLINDA FRANSANIN ASIL MESLEGİDİR (TURKİYE CEZAYİR GİBİ BİR ÇOK DEVLETTE YAPMIŞLAR)

       TÜRKİYEDEN BİR ÖRNEK Öncelikle türk ve Gazi antepli kardeşlerimiz iyi okusun

 

FRANSIZLAR GAZİANTEP’TE TÜRK SOYKIRIMI YAPTILAR

(“Ermeni soykırımı yok” diyene ceza getiren yasayı meclise sunan Fransa’ya anımsatmak üzere, daha önce yayınlanan bu yazıyı tekrar yayınlıyoruz)

Kurtuluş Savaşımızda Fransızların Gaziantep’te Türk soykırımı, 1919-1920-1921 de Antep işgalinde sivil halka kıyım, kırım yaptığını kaçımız biliyoruz?

Başka ulusların soykırımlarını dile getirirken, kendimize, Türk halkına yapılan soykırımı göz ardı ediyoruz. 1915 de Birinci Dünya Savaşı sırasında işgalcilerin tahrik ve kışkırtmaları ile kendi devletleri Osmanlıya ihanet eden yerli Ermeniler, Türk halkını arkadan vurmaya başlamış, karşılıklı kıyımda Türkler de, Ermenilere de canlarını yitirmişti. 

Ermenilerin iddia ettikleri 1915 Ermeni Soykırım olayından beş yıl sonra 1920 yılında, Antep’i işgal eden Fransa, Antep’te yaşayan yerli Ermenilerden oluşan bin beş yüz kişilik “Ermeni Alayı” ile yirmi bin kişilik Fransız ordusu sivil Antep halkını aylarca kırmıştır.  Yerli Ermenilere, “size Ermeni Kilikya Devletini kurduracağız”  diyen Fransa,  Türklere karşı isyana teşvik etmişler, Türklere karşı birlikte savaşmışlar, vatanımızı işgal etmişlerdi. Fransa’nın, Adana’dan, Maraş, Urfa, Antep’e kadarki işgallerinde silahsız Türk halkına kıyım yapmışlar, soykırıma varan katliamları Gaziantep’te zirveye çıkmış, 10 bin civarında silahsız Türk, yaşamını yitirmişti. Devletimiz, başbakanlarımız, cumhurbaşkanımız, devletin öteki yetkilileri, Gaziantep soykırımını her vesile ile dile getirmelidirler.     

FRANSA OSMANLIYI 400 YILA YAKIN SÖMÜRDÜ

Fransa, Kapitülasyon denilen ticari ayrıcalıkla, Osmanlıyı 385 yıl sömürmüştür.  İlk kapitülasyonla 400 yıla yakın (1538 de) "Muhteşem Süleyman" (Kanuni) zamanında Osmanlının, ticaret üstünlüğü ile malını, kanını sömürmüş, sonunda da Türk vatanını işgal etmiştir. Ermenilerin hamiliğini yapan Fransa; Cumhuriyet devrinde Ermeni soykırımı iddiası ile ülkesinin çeşitli yerlerine Ermeni anıtı diken Fransa; Cumhuriyet devri sürecinde Türkiye aleyhine çeşitli platformlarda çabalar gösteren Fransa; sadece Cezayir'de, Ruanda'da değil, 1921 Antep ve yöresinin işgalinde 10 binden fazla silahsız Türk halkını kıydığını, Türk soykırımı yaptığını bilelim, tarihsel gerçekleri anımsayarak düşünelim. 

Devletin sırtında yüzyıllarca ekonomik kambur olan, Osmanlı’da ilk kapitülasyon (1535 de) kullanma önceliğini kazanan Fransa, günümüze kadar Türkiye’nin 400 yıla yakın ekonomik yönden kanını, malını sömürmüş, bu yetmezmiş gibi, uluslararası platformlarında AB de olduğu gibi, çeşitli konularda aleyhimize tavır aldığı görülmekte. Son olarak, Türkiye’nin AB ye girme çabasına Fransa tarafından engeller çıkararak AB yolunu bizim için kapatmaya çalıştığı malum. 

Cezayir’in Kurtuluş, istiklali oylamasında, TC hükümeti, -Fransız dostlarımız gücenmesin” diyerek Cezayir’in bağımsızlığı yönünde oy kullanmamış, böylece Cezayir bir oyla kazanamamıştı. Kurtuluş savaşı vermiş Türkiye’nin ayıbı olarak tarih sayfalarına yazılmıştır.

Kendi soykırımından söz ettirmeyen Fransa,  sözde Ermeni soykırımının avukatlığını yapmaya başlamıştı. Kurtuluş Savaşımızın devam ettiği 1921 yılında, Türk ordusunun, askerinin Batı cephesine yığıldığı, vatan derdine düştüğümüz acılı günlerde, savunmasız ordu desteği olmayan Antep halkına, tanklar, uçaklar, modern silahlarla donanmış Fransız ordusu, Antep ve yöresinde silahsız, Türk halkını kırmıştır. Güçlü, modern bir ordunun silahsız sivil halka saldırıp binlerce kişiyi katletmesi açıkça bu bir soykırımdır. Bu katliamda isimleri tespit edilebilen 6317 kişinin kemikleri sonradan toplanıp şimdiki şehitliğe defnedilmiştir. Bu katliama, çevre köylerde, ilçe, şehirlerde, dağlarda tarlalarda katledilenlerin sayısı dâhil değildir; onlarla birlikte katledilen, soykırıma uğratılan Türk halkının sayısı 12 bini geçtiğini bazı kaynaklar yazmakta. 

GAZİANTEP ŞEHİTLERİ SAKARYA SAVAŞI VE BÜYÜK TAARRUZDAN FAZLA

3282’si Sakarya Muharebesinde ve 2542’si Büyük Taarruz’da olmak üzere, karşı karşıya on binlerce askerin çarpıştığı Kurtuluş Savaşımızda bile 5824 şehit verilirken, Gaziantep soykırımında silahsız kadın, çocuk, yaşlı,  6317şehit verilmiştir. Gaziantep merkezinde böyle bir rakam tespit edilmişse de, Kilis, öteki işgal edilen köy kasabalarda katledilenler de katılırsa, Doç. Dr. Celâl Pekdoğan’ın dediği gibi, şehit sayısı bu rakamın üstündedir.  

Batı Cephesinde Yunanlılarla yapılan savaşlarda, Gaziantep Savunması ile kıyaslanamayacak oranda iki ordu savaşıyordu. Gaziantep’te ise, 20 bin askerden oluşan modern Fransız ordusunun karşısında o oranda bir ordu yoktu.  Bu durumu bilen Fransız ordusu zalimce, gaddarca Gaziantep halkının üzerine en modern silahları ile ölüm yağdırıyordu. İşte bunun için Türk Soykırımı diyoruz, çünkü modern bir ordu, Gaziantep’te silahsız insanlara bilerek, isteyerek, kırım için saldırmıştır. Gaziantep’te yeni açılan Şehreküstü Şehitliği yakınındaki Savaş Müzesini gezerseniz, orada ağaçtan yapılmış, makineli tüfek sesi veren taktak silahını görürsünüz. Yani, Türklerin böyle bir makineli tüfeği olmadığından, sanki makineli tüfeği varmış gibi, ağaçtan makineli tüfek sesi veren bir alet yapmışlar.  

Gaziantep Türk kırımı ile Fransa, tarihindeki soykırım suçlarına, böylece kendisi için en utanılacak bir suç eklemiştir. 

Gazianteplilerden hiç kimse, Fransız’lara ne saldırmışlar, ne de Mondros Mütarekesinin 7. Maddesindeki asayişi ve güvenliği bozacak hiçbir eylemde bulunmamışlardı. İngiliz ve Fransız ordusu, keyfi olarak güya, “atlarına-süvarilerine yem bulmak için”, aslında emperyalist emelleri için, savunmasız Gaziantep’e saldırmışlar, tankları, uçakları ile binlerce Gaziantepliyi katletmişler. Günlerce, aylarca Gaziantep toplarla bombardıman edilmiş, bu saldırılarda yıkılan binlerce evde, savunmasız, silahsız çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar can vermiştir. 

Mondros Mütarekesi ile Türk ordularına silah bıraktırılmış, birlikler lağvedilmiş, askerler terhis olmaya başlamış; üstelik ordunun silahlarına emperyalist işgalciler el koymuşlar. Ayrıca, işgalcilere, güya, “işgalciler işgal ettikleri yerleri geri bırakacaklar” düşünce ve aymazlığında olan İstanbul’un padişah yönetimi, “işgalcilere karşı durulmaması” için fermanlar gönderiyordu.  İşte bu koşullarda vatan toprakları vilayet vilayet işgale başlanmıştı. Silahsız, arkasız, yardımsız Gaziantep de böylece işgal edildi. İşgalciler de, vatanlarını savunmaya çalışan Gazianteplilere karşı kırıma, saldırmaya başlamışlardı. 

Gaziantep Mahallelerinde, oğlunun, kızının, anasının, dedesinin öteki bir yakınının parçalanmış cesedine, ölülerine sarılmış insanların haykırışlarına, “açız, açız… Ne olur bize ekmek verin…” diye ağlaşan çocukların seslerinin feryadının etrafı çınlattığını düşünün… Masum halkın üstüne yağan her çaptaki mermileri düşünürsek, bu saldırı soykırım değil de nedir? İşte bu acı olayları, yıllar sonra bile ağlaya ağlaya anlatan Gaziantep Gazileri artık aramızda yok. 

 ERMENİLERE “KİLİKYA DEVLETİ” KURDURACAKLARDI. KİM KİME SALDIRDI?

Kilikya’da Ermeni devleti kurduracağız” diyerek, yüzlerce yıl Türk’lerle birlikte yaşamış bütün yerli Ermeni’leri kışkırtarak, ihanete sürükleyen ve sonunda onların da felaketine neden olan Fransızlar. Aynı Fransa, Gaziantep’te yaptığı Türk Soykırımını unutarak, şimdilerde, “Ermeni Soykırımı” hamiliğine soyunarak, kâh şehirlerine Ermeni soykırım anıtları dikmekte, kâh meclisinden “soykırım yoktur diyene ceza” yasaları çıkararak, tarihin en büyük haksız eylemleri içinde bulunmaktadır. Böylece emperyalist emellerini dışa vurmaktadır. Fransız’ların kandırdıkları Gaziantep’te ve öteki Türk beldelerindeki Ermeni’ler de, yüzyıllarca birlikte yaşadıkları Türk komşularına yaptıkları ihanetle ve Fransız’larla birlik olup Türk’leri arkadan vurmanın utancı ile kendilerini kovan olmadığı halde, evlerini terk edip gitmişlerdi. Oysa Gaziantep’li Türk’ler yerli Ermeni’lere, “etmeyin komşular, bizim kavgamız Ermeni’lerle değil, Gaziantep’i işgal edenlerle” demelerine karşın, Ermeni’ler, Fransa’nın kışkırtması ile “ya Ermenistan ya mezaristan” diyerek Fransız askeri ile bir olup Gazianteplilere arkadan saldırmışlardır. Onlar sanıyorlardı ki, Fransız’lar ebedi kalacak, Kilikya Devleti kurulacaktı. Gazianteplilerin azmi, kararı, direnci onları bu rüyalarını yıkınca, korku ve utançlarından kaçıp gittiler. Zaten İnönü Savaşları ve Sakarya Savaşından da Fransız’lar çekinmeye, korkmaya başlamışlardı.

Tarih huzurunda Fransa’ya sormak gerekir; Gaziantep Fransa’ya, ordusuna saldırmış mıydı? Gaziantep Fransa’ya komşumu idi? Bir Fransız yazar olan Pierre Loti, halkına gazetede yayınlanan bir makalede şöyle sesleniyordu: “Türkler mi silahlarla ülkemize geldiler, yoksa biz mi onların ülkesine gittik?”  (Sevgili Fransa’mızın Doğudaki Ölümü Pierre Loti s: 63) Hayır. 6300 den fazla Gaziantepli Türk’ü katliama uğratarak soykırım yaptığına göre, Fransa bu katliamı için savaş tazminatı ödemiş miydi? Hayır. 

 http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=949.0

 Loti, Piyer 1850–1923 yılları arasında yaşamış Türk dostu ünlü, Fransız yazar. İstanbul’da uzun süre yaşadı

1915 de Birinci Dünya Savaşının devam ettiği yıllarda Türk askeri, birbirine binlerce km uzaktaki cephelerde Yemen'den, Galiçya'dan Kafkaslara kadar çarpışırken, kışkırttıkları yerli, asi Ermenileri de yanlarına alan Fransa, İngilizlerle bir olup Türk yurdunu işkâl ediyordu.    

Bu yazımızda Fransızların, o zamanki adıyla Antep’te yaptığı sivil halkı nasıl kırdığını yani Türk soykırımı yaptığını tarihsel gerçeklere dayanarak okuyuculara anımsatmak istedik. 

Bu doğrultuda yazdığım –Fransızların Gaziantep Dolaylarında Yaptığı Türk Soykırımı- adlı kitabım yayın için bir yıldır Milli Eğitim Yayın kurulunda incelenmekte. Okuyucu ile paylaşılmak için bu yazının çoğunluğu o kitabımdan alınmıştır. 

Öte yandan, yurdumuzu işgali sırasında Ermenilerin hamiliğini yapan ve yurdumuzu işgal edenlerden Fransa’nın kışkırtıcılığı ile Türklerle Ermeniler arasında katliamlara neden olan Fransa’nın Gaziantep’te 1920-1921 de sivil halka modern ordusu ile saldırarak Türk soykırımı yaptığını bilmem kaçımız anımsar. 

CEPHEDE DEĞİL, EVLERİNDE ÖLDÜRÜLDÜLER

Açıkça Gaziantep’i ölümüne savunma, Fransız ordusunun kıyımından başka bir şey değildi. Yani açıkça bir Türk soykırımı idi. Çünkü Binlerce Gaziantepli can verip, çocuklar babasız, anasız, analar-babalar evlatsız kalırken binlerce ev de Fransız top bombardımanları ile yıkılmış. Öylesine bir yıkım ve katliam vardı ki, evinin ahırına, samanlığına saklanan silahsız, savunmasız çoluk, çocuk, yaşlılar, kadınlar Fransız ordusunun top mermileri ile evleri ile havaya uçurulmuş, evleri başlarına yıkılarak can vermişlerdir. Buna savaş denmez, buna katliam ve soykırım denir. Çünkü Fransız ordusunun karşısında eğitilmiş bir ordu yok, sadece halk milisleri vardı. Nasıl bir savunma yaptıklarını, Gaziantep Savaş müzelerini gezerek ibretle görünüz.

Tüm hayvanlar ve mahsul, ağaçlar, meyveler telef olmuştu. Bunun sonunda da açlığın geleceği besbelli idi. Böylece binlerce Gaziantep halkı perişan, zelil olmuş, yuvalar, evler yıkılırken, binlerce şehidin ardından halk yoksulluk ve kıtlığa sürüklenmişti. Fransız ordusu Gaziantep’in çevresini adeta çelik çembere almış, ne içeri girmeye, ne de dışarı çıkmaya izin verilmiyordu. Böylece dışarıdan yiyecek, erzak, hayvan, silah, cephane hiç giremiyordu.  Telgraf, telefon hatları kesilmiş, dışarı ile ancak güvercinlerle haberleşme sağlanıyordu. (Bak: Bu konuda internetten bir araştırma makalem Cevat Kulaksız Gaziantep’te Güvercin Yuvası ve İlginç Rastlantılar)  Şehirde tüm yiyecekler bitmiş, müthiş bir açlık başlamış, ekmek yok, keten tohumu, acı badem, kayısı çekirdeklerinden ekmek yapılıyordu. Et yoktu, gizli gizli at, katırlar da kesiliyordu. Kadın ve çocuklar, “ekmek yok, açız, ekmek verin” diye feryat ediyordu.  Böylesine bir halk kıyımı açıkça bir soykırımdır. Halk öylesine bir yılgınlık içinde idi ki, şehit olan halka, yakınlarına değil, açlık çeken halk ıstırap içinde, endişeye,  yanmaya, korkmaya başlamıştı. Fransızlar, bu durumu biliyorlar, ama halkın, mücahitlerin direnişi karşısında çileden çıkıyorlar, şehrin üstüne daha çok top mermisi, bomba yağdırıyorlardı.  Halk sokakta, evinde top mermileri ile can veriyordu. 

Şimdi hep birlikte düşünelim, tüm yaratılan felaketler soykırım değil de nedir?  Gaziantep halkının yoksulluğunu, açlığını biliyordu, İşgalci Fransız ordusu. Sürekli uçakları ile halkın üstüne “teslim olun” diye bildiriler dağıtıyorlardı. Aç halkın üstüne bombalar yağıyordu.  

Öte yandan, sudan bahanelerle Türk illerini işgal eden, binlerce şehidimizin vebali altında olan, halkı perişan eden, yakıp yıkan Fransız ordusu hiçbir tazminat ödemeden çekip giderken, Türk yetkililer de bu yıkımın, bu kırımın Gaziantep Soykırımının hesabını dünyaya (şimdiye kadar bile) duyuramamıştır. Bu soykırımın ortaklarından Ermeni’ler de, ihanetlerinin korkularından binlerce aile evlerini terk ederek kaçmışlardır. Tüm bu yıkım, kırım ve saldırılar yetmiyormuş gibi, gittikleri yerlerde yandaş medyayı peşlerine alarak “Ermeni Soykırımı” propagandasını dünyaya yaymaya çalışmışlardır. Türk’lerin son yurtları Anadolu’da bu felaketleri açan Ermeni’ler ve Fransızlar, arkalarında kendilerini kışkırtan, her yönden destekleyen Emperyalist Avrupa ve Rusya olmadan saldırı gücü bulamazlardı. Kurtuluş Savaşımızdaki saldırılarda, gerek doğuda Ermeni’lere, gerek batıda Yunanlılara yapılan yardımlarına ve hep onların sınırsız desteklerine tanık olduk.  

Şimdilerde de, Başta Fransa olmak üzere Rum ve Ermeni hamiliğini, gizli düşmanlığını “Ermeni Soykırımı” diyerek, PKK bölücü terör örgütünü destekleyerek, Türkiye’nin AB sürecine takozlar koyarak, çeşitli engellerini sürdürmekteler. Üstelik Gaziantep’te yaptıkları Türk Soykırımın diyetini ödemeden bu ikiyüzlü eylemlerini devam ettirmekteler. İşte tarihsel gerçekleri tüm yayın organlarımızla ve onların metotları ile dünyaya duyurmalıyız.

Gaziantep’te bu acı olaylar, Fransa ve Ermeni’lerce yapılan ortak soykırım devam ederken, Batı Anadolu’da, Kuvaay-i Milliyeciler, Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu cepheden işgalcilerle Yunanlılarla boğuşuyorlardı. Batıdaki Türk ordusu Kuvayi Milliye yokluklar içinde Yunanlılarla savaş hazırlığı yaparken,  işgale uğramış başka bir vatan parçası olan Gaziantep’e yardım edememenin ıstırabı içinde idiler. Ama onlara, birlik ve dayanışmayı sağlamak için Kılıç Ali gibi subayları göndererek güçlerini artırma çarelerini de arıyordu.

Gaziantep’in yokluk, açlık, sıkıntı içinde, bunca kırım, yıkım varken bu görülmemiş direnişi karşısında, hele Batıda 1.ve 2. İnönü Savaşları, Sakarya Savaşından sonra Fransız ordusu çekinmeye ve de çekilme çaresini aramaya başladı. Ankara Hükümeti adına Bekir Sami Bey’in katıldığı Londra’da 1921 de Fransa ile bir konferans düzenlendi. Bu antlaşmaya göre, ekonomik bazı ayrıcalıklar karşılığında Kilis ve Gaziantep’i Türk’lere bırakılıyordu. 

Gaziantep yokluk, kıtlık, açlık içinde pes etmiş, Fransız ordusuna teslim olmuşken, Fransız ordusunu, halkın eşsiz kahramanlığı, dayanma gücünü görmüş ve bundan ürkmüştü. Batıda, “Türkün makûs talihi” İnönü Savaşları ve Sakarya zaferleri ile dönmeye başlayınca, Emperyalist Fransa, daha da ürkmeye başlamıştı. 

Hele işgal altındaki Gaziantep’e Fransızlara gelen yiyecek, cephane takviye konvoylarına Türk mücahitler saldırılarda bulununca, Gaziantep ve çevresindeki Türk topraklarını terk etmek için çareler aramaya başlamıştı. Maraş ve Urfa’da nakliye, ikmal konvoylarına Türk mücahitlerinin yoğun baskınları ile mühimmat irtibatı kesilince, Fransız askerleri buraları kısa zamanda terk etmişti. Gaziantep’i önce İngilizler işgal etmiş, sonra da şehri Fransızlara teslim etmiş.

Görüldüğü gibi, bunca yıkımdan sonra Fransa, haksız işgal ettiği Gaziantep’i bazı ekonomik çıkar karşılığı, sömürge açgözlülüğü ile kazançla iade taraftarı idi. Saldırgan, emperyalist, işgalci Fransa çekilirken bile kazanç peşinde idi.

Aslında, Gaziantep’te malzeme, yiyecek almakta zorlanan Fransız ordusu, dışarıdan getirdiği malzeme konvoyları da Antep’li mücahitlerin Karayılanların, Şahin Bey’lerin sürekli baskınlarına uğruyordu. Bir an önce Gaziantep’ten ayrılma düşüncesinde idi, çünkü bir batağa saplanmıştı. 

Bir makalesinde, Fransa ve Ermeni’lerin Gaziantep’te, Türk soykırımı yaptıklarını açıklayan Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, soykırım görüşümüz doğrultusunda şunları yazmaktadır:   “Ermeni’ler, 1915 yılından önce de sonra da isyan, katletme ve beşinci kol faaliyetlerini Aralıksız sürdürmüşlerdir. Şurası bir gerçektir ki, çok ağır savaş şartları altında devletin varlığı-yokluğu ile karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti yöneticilerinin, devleti yok etmek için her türlü faaliyeti yürüten unsurları bertaraf etmekten başka seçenekleri yoktu. Bu nedenle de hukuki çerçeve içinde bir takım önlemler alınmış ve bu bağlamda, sadece Ermeni’ler değil, lüzum görülen yerleşim yerlerindeki insanlar devletin sınırları içinde bulunan savaşın cereyan etmediği başka yerleşim bölgelerine nakledilmiştir. Savaş ortamındaki nakil sırasında olumsuzlukların olması doğaldır. Kaldı ki, nüfus ile ilgili veriler nakledilenlerin tamamına yakınının yerleşim yerlerine sağ salim vardıklarını göstermektedir. Bütün bunlara karşı inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek vardır ki, o da, Ermeni’lerin ve Fransız’ların Gaziantep'te bir Türk soykırımı yapmış olmalarıdır”. Fransız’lar Maraş’ı birkaç yüz kişi ile Urfa’yı bir taburla işgal ederken, Gaziantep Savunmasına katılan Fransız kuvvetleri ise 20.000 (yirmi bin) kişilik bir tümendi. Fransız’lar Maraş’ta 21 gün, Urfa’da 61 gün kaldılar ve dayanamayıp çekildiler. Gaziantep’te ise Fransız’lar 20 000 kişilik tümen, 1500 kişilik Ermeni alayı ile on bir ay kaldılar; Gazianteplilerin tarihte çok az görülen kahramanca direnmeleriyle karşılaşınca şok oldular. Mustafa Kemal, Kuvaayi Milliye Batıda peş peşe Yunanlılara karşı zaferler kazanmaya başlayınca da barış teklif etmek zorunda kaldılar. Ama 6317 silahsız çarpışan şehitlerimizin pahasına Gaziantep’i terke dip gittiler. Fransız’ların karşısında kendi güçlerinin onda biri kadar bile silahlı asker yoktu. Gaziantep mücahitleri eğitilmiş asker olmadığı gibi, Fransız’ların karşısında çocuklar, kadınlar, yaşlı mücahitler, askeri eğitimi almamış, ama yürekleri işgalcilere karşı direnme gücü olan Kahraman Gaziantep mücahitleri vardı. Bu durumda tekrar soralım, 20 bin kişilik modern silahlarla donanmış,  hem de uçakları tankları olan Fransız ordusunun, vatanlarını işgal ettikleri silahsız Gaziantep halkına saldırıları bir Türk Soykırımı değil midir? 

Gaziantep’te iki yıl önce, biri Şehreküstü, diğeri kalede olmak üzere iki savaş müzesi açıldı. Savaştaki acı olaylar, gerçek insan boyundaki mankenlerle halkın gösterimine sunuldu.

Dünya tarihçileri bu kanlı katliamı, 6317 şehidin ahı, diyeti adına bu soykırımı böylece tarihe düşmelidirler. 

Silahsız, ordu eğitimi almamış Gaziantep mücahitlerinin birçoğu, o güne kadar hayatlarında ne uçak, ne tank ne de kamyon görmüşlerdi. Halk tabiri ile “başıbozuk askeri” idiler. 20–21 bin kişilik modern silah, araç, gereci olan Fransız ordusunun böylesine silahsız bir halkın üzerine saldırması, binlerce kişiyi katletmesi bir Türk Soykırımı değil midir? Fransa bunu ne zaman anlayacak yahut Fransa’ya ve dünyaya bunu ne zaman anlatacağız. 

Böylece, topraklarımızı modern silahları ile işgal edip insanlarımızı katleden Fransa ve öteki emperyalistler, şimdilerde silahlarını bırakmışlar, ne garip ki, gözlerimize baka baka paraları ile topraklarımız satın alarak işgale etmeye başladılar. Durum böyle iken, ülkesinde, meclislerinde “Ermeni Soykırım” yasaları çıkaran, Ermeni Soykırım anıtları diken Fransa’nın, ülkemizde, Cezayirli, Fransız Milletler Topluluğu içinde yer alan Benin Burkina-Faso, Cibuti, Çad, Gabon, Gine, Kamerun, Komor Adaları, Moritanya, Nijer, Senegal ve Tunus'ta da yaptıkları katliamlarla kan gövdeyi götürmüştür. Fransa'nın Cezayir’li'de ve diğer Afrika ülkelerinde yaptığı soykırımdır tarihin kara sayfalarında yazılıdır. Fransa kendi yarattığı soykırımları düşünmeli,  kendi kanlı ellerine bakmalıdır. 

Bütün cephelerde düşmanına üstün gelen kahraman Anadolu insanı, ne yazık ki masa başı politikalarında yeteri kadar haklarını arayamamış, kendini Gaziantep’te kıran emperyalist Fransa’nın soykırımını dünyaya duyuramamıştır.

Birinci Dünya Savaşından beri, Ermeni’lerin arkalarına geçip, “Kilikya’da Ermenistan Devleti kurduracağız, diyerek, kışkırtan, iki halkı da felaketlere sürükleyerek ve Ermeni’leri maşa olarak kullanan Fransızlardı. Gaziantep ve yöresinde açıkça Türk soykırımı yaratan Fransa’nın, yakın zamana kadar mazisinde çeşitli soy kırımlar bulunmaktadır. Yüzyıllardır Anadolu topraklarında Ermeni’ler ve Türk’ler sorunsuz yaşarken, Fransa ve İngiliz Emperyalizminin kışkırtması ile aynı vatanda birlikte yaşayan Türk’ler ve Ermeni’leri birbirine düşman etmişler, sonunda her iki topluma da felaketler getirmişlerdir. 

Hal böyleyken, öz vatanını, öz halkını korumaya çalışan Osmanlıyı-Türk’leri, Fransızlar yarattıkları bu felaketin suçlusuymuş gibi, “Ermeni soykırımı” suçlusu olarak dünyaya yaymaya başlamışlardır. Üstelik Fransa’da soykırımı yalanlayana ceza getiren yasa çıkarırken, çeşitli şehirlerine Ermeni soykırım anıtları dikmiştir. 

 GAZİANTEP SAVUNMASI BİR TÜRK SOYKIRIMIDIR.

Gaziantep savunması üstüne 10-15 kadar kitap yazılmış, hepsinde de, savaşın olaylarından, kahramanlıklardan, sıkıntılardan bahsedilmiş; Ancak, hepsinde de Türk Soykırımı vurgusu yapılmamış veya az vurgulanmış. Bu kitabımda, aynı konuları işlerken Fransa ve Ermeni’lerin çok açık bir şekilde, 20 binden fazla askeri olan modern bir ordu ile silahsız Gaziantep halkına saldırı ve binlerce Türkün göz göre göre katledilmesi nedeniyle,  soykırım olduğunu açıklamaya çalıştım. 

Bu konuda araştırmalar yaparken, gerek olayların geçtiği Gaziantep’te,  gerekse yurt genelinde, Fransa ve Ermeni’lerin Gaziantep’te yaptıkları “soykırım” olayını düşünürsek, bunu dünya kamuoyuna duyuramayışımız gerçekten çok dikkate çekici, çok ihmal edilmiş bir durum olduğunu görürüz. Kaldı ki, kendi yurdumuzda bile “Gaziantep Soykırımını”  tam anlamı ile duyuramamışız. 

Bunların üzüntüsü ile kitap için, doküman ararken, Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Celâl Pekdoğan’ın “Soykırım Anıtı Yapılmalı, adlı 11.02.008 günü yayınlanan aşağıdaki röportaj yazısını görünce yüreğime su serpildi. Sayın Celal Pekdoğan çok haklı ve de bu konuda çok geç kalınmıştır.

GAZİANTEPLİLER “TÜRK SOYKIRIM ANITI” DİKMELİDİRLER

Aynı yazının içinde, Ermeni’lerin bizden önce davranarak, Gaziantep’te “Türk’lerin yaptığı Ermeni Soykırımı Anıtı” diktiklerini de aynı makalede okuyunca, yüreğim yandı, içim burkuldu. Çünkü Gaziantep halkına saldıran, Fransız’lar ve onlarla birlik olup komşuları olan Türklere saldıran Ermeni’lerdir. Mağdur olan, evinde yurdunda saldırıya, tecavüze, katliama uğrayan Gaziantepli Türk’lerdi. Biz Türk’ler olarak, onlardan, Ermeni’lerden çok önce “Gaziantep’te Fransa ve Ermeni’lerin yaptığı soykırım anıtını” dikmeli idik. Ne yazık ki, bu konuda ihmal edilmiş, çok geç kalınmış bir olgu ile karşı karşıyayız.  İşte bu tür ihmallerimiz yüzünden Ermeni’lerin etkin medya gücü ve dünya çapındaki aleyhimizdeki propagandaları ile dünyanın birçok yerinde diktikleri “Ermeni Soykırım” anıtları ile aleyhimizde bir hava oluşturulmuş, bazı ülkelerde “Ermeni soykırımı yoktur” diyene ceza yasaları çıkarılmıştır. 

Oysa saldırıya uğrayan, Ermeni’lerce ihanete uğratılan Türk Yurdu ve Türk insanıdır. Devlet, Osmanlı birbirinden binlerce km uzaklıktaki cephelerde orduları, askerleri çarpışırken, öz yurdu, öz halkı emperyalist devletlerin tahrik, teşvik ve desteği ile Ermeni ihanetçilerinin saldırısına uğramış; güya yurttaşımız olan bu saldırgan hain Ermeni’leri tedbir için, başka bir yurt toprağına göç ettirmiş. Bu tedbiri, kendi yurttaşlarının güvenliği için, tehcir dediğimiz göç olayını uygulayan Osmanlı Yönetimi, bu hain ve saldırgan Ermeni yurttaşlarını başka ülkelere kovmamış, devletçe katliama uğratmamış, başka vilayet ve eyaletlerine (Şam, Halep, Beyrut civarına) geçici olarak göç ettirmiş. 

 OSMANLI KENDİ ÖZ TÜRK HALKINI DA TEHCİR ETMİŞTİ.

Bu olaylardan önce de, Osmanlı, devletin ve halkın güvenliği için, Adana ve dolaylarında aynı soyundan, dininden olan Avşarları, Türkmenleri, kendi halkını da tehcire uğratmış, Kurulan Fırka-i İslâhiye ile Uzun yayla, Yozgat ve civarına göç ettirmiştir. Ermeni tehciri de bunun gibi bir güvenlik tedbiri idi; Ermeniler başka ülkeye değil, devletçe kendi toprakları içinde geçici olarak başka vilayetlerine gönderilmişti. İşte bu göçlerin trajik olaylarına tanık olan halk Ozanı Dadaloğlu’nun destan ve bozlaklarını seslendiren Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş ve öteki ozanlarımız birlikte folklorumuza, halk kültürümüze “Avşar bozlakları”, Avşar Türküleri gibi eşsiz ürünler bırakmışlardır. 

Ayrıca Doğuda İsyancı Kürt ağalarını, ileri gelenlerini devlet, güvenliği için başka yerlere nakletmişti.

Her devlet, kendi güvenliği için kendi halkı da olsa onlar için göç (tehcir) dâhil her türlü güvenlik tedbiri alma hakkı vardır. 

Çok geç kalınmakla birlikte, tüm Gaziantepliler, Valilik, Belediye, Sanayi odaları Türk Tarih Kurumumu, devletin öteki tüm organlarının desteği ile Gaziantep’e eşsiz, görkemli “Türk Soykırım Anıtı” dikilmelidir. “Doğuda Ermeni’lerin yaptığı Türk Soykırım Anıtı” kocaman bir “Barış ve Demokrasi” parkı içinde yapılmalı, içinde de Türk soykırım belgeleri, resimleri başka belgeler olmalı; bu anıt da, Gaziantep’in şahsında Doğu Anadolu’da tüm Ermeni’lerin katliamını sembolize eden görkemli bir anıt olmalıdır. Bu anıtta, Gaziantep savunmasında tüm şehit olanların isimleri tespit edilip yazılmalıdır.  Ermeni’lerin yaptığı soykırım anıtını, biz de kendi soykırım anıtımızı onlara karşı yapmalıyız, çünkü asıl katliama uğrayan Gaziantep halkı idi. Oysa onlarınki haksız ve yalan propagandasıdır. Ne yazık ki, mağdur olan, haksızlığa uğrayan Gaziantep halkı olmuş, kendi haklı oluşumuzu dünyaya tanıtmada ilgisiz kalmışız. Bu durum, onlar gibi dünyanın her yerinde zengin, dünya kültürü ile kaynamış (çeşitli yabancı dil bilen) kalabalık bir diasporamız (kopuntumuz) olmadığından kaynaklanmaktadır. 

Fransızlar ve Ermenilerin katliamına uğrayan Gaziantep halkı olduğu halde, Doç. Dr. Celâl Pekdoğan’ın açıkladığı gibi, Ermeniler,  Ermenistan’da “Antep’te katledilen Ermeniler” anıtları dikmişlerdir.

Bu anıt için, tanıtım olsun diye, dünya çapında ilan edilerek, anıt yapım yarışması ilanı verilmeli, bu anıt yarışma ile yapılmalıdır.  

Anıt bittikten sonra da, açılış yapılırken veya açılmadan önce, sembolik olarak Gaziantep’ten göç ederek gitmiş, beş veya on Ermeni ailesini Gaziantep’e yerleşim için davet edilmelidir. 

2006 yılında Gaziantep’e geldim,  bütün eski Ermeni, Yahudi Mahallelerini gezdim, binlerce terk edilmiş Ermeni evlerinden birçoğu harap olmaya yüz tutmuş vaziyette idi. Kiliseleri, taş evleri gezdim, hayran olmamak mümkün değildi. Bu evlerin içinde Ermeni taş işçiliğinin en güzel örnekleri bulunmakta. İki yıl içinde, Ermenilerden kalan pek çok taş ev restore edilerek korunmaya alınmıştır. 

ŞEHİT SAYISI 11 BİNDEN FAZLA: 

Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Celâl Pekdoğan, Gaziantep Savunması ile ilgili bilgilerin pek çoğunun yanlış olduğunu, direniş sırasında şehit olanların sayısının 6 bin 317 değil, 11 binden fazla olduğunu söyledi.

Gaziantep Yerel Güncel gazetesindeki röportajında sorularını yanıtlayan Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan, Gaziantep Ermeni’lerine sözde soykırım yapıldığı gerekçesiyle Ermenistan’da iki ayrı anıt inşa edildiğini belirterek, “Gaziantep’te Ermeni’ler ve Fransız’lar tarafından katledilenler için bir soykırım anıtı yapmalıyız” dedi. Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celâl Pek doğan, aynı röportajda şu açıklamalarda bulunmuştur: “Tarihi hadiselere bakıldığında şehir, 17 Aralık 1918–26 Ekim 1919 tarihleri arasında İngiliz’ler, 27 Ekim 1919–25 Aralık 1921 tarihleri arasında Fransız-Ermeni kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Yani Gaziantepliler Gaziantep’i işgallerden kurtarmak için 11 ay değil, 3 yılı aşkın bir süreyle mücadele etmişlerdir.

11 ay denmekle İngiliz işgali göz ardı ediliyor. Hal bu ki, İngiliz işgalinin hemen ardından, Aralık 1918’de, Ayıntab’lı milliyetperverler, zulme karşı Ağazade Ali Ağa’nın evinde toplanarak Ayıntab Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin ilk çekirdeğini teşkil etmişler ve mücadeleye başlamışlardır. 

Gerçekten de kentteki İngiliz zulmü çok ağır olmuştur. İngiliz’ler, ülke dışından çok sayıda Ermeni’yi getirterek Gazianteplilerin evlerine ve mülklerine yerleştirmişler. Haberleşmeye sansür koymuşlar, sıkıyönetim ilan ederek silahını ve cephanesini hemen teslim etmeyen Ayıntablıların [Ermeni’ler hariç] idam edileceğini ve ailelerinden yüz altın lira ceza alınacağını, bütün mağaza, dükkân, han, kahvehaneler ve pazarların kapalı tutulması gerektiğini ve bu emre uymayanların ağır surette cezalandırılacağını halka ilan etmişler. Ayıntablı milliyetperverlerin ileri gelenlerini, 1915 yılında Ermeni’lerin sevk ve iskânında görev aldıklarını tarihi gerçeklere aykırı olarak ileri sürerek tutuklamışlar, önce Halep’e, oradan Şam’a ve nihayet Mısır’daki esir kamplarına götürmüşler ve tarifi mümkün olmayan çok ağır işkencelerde bulunmuşlardır.  

İngiliz’ler, köylere kadar gidip, örneğin Lohan Köyü’nde muhtarın, Hasan ve Ali’nin kafalarını çizme altında ezmişlerdir”. 

İŞGALE İLK KURŞUN

Kentteki İngiliz zulmüne dayanamayan Mehmet Sadık’ın oğlu Osman, Maarif Hanı karşısında köşe başında bulunan çeşmenin başına gelerek İngiliz komutanının arabasına mücadelenin ilk kurşununu atmıştır. Kuşkusuz buraya ‘İlk Kurşun Anıtı’ dikilmelidir.

Ayıntab savunması sırasında Fransız sömürge askerleri, Fransız askerî üniforması giydirilen Ermeni’ler ve Ayıntablı Ermeni’ler, insanlık tarihinde kabulü mümkün olmayan katliamlarda bulunmuşlardır. 

Amerikan arşiv kaynaklarına göre, Ayıntab savunmasının daha başlarında Ermeni’ler, kendi kurdukları imalâthanelerinde üç adet top ve bu topların mermilerini ve günlük 35 adet el bombası imal etmişlerdir. 

Aynı kaynağa göre, Fransız’lar, Ermeni’lere bol miktarda silah ve mermi vermişlerdir; Ermeni kaynaklarına göre, Ermeni’ler, Ayıntab’da 1 Haziran 1920’de 2 bin 500 kişinin katıldığı, Ayıntab’lı Nerses Tavokcuyan ile yine Ayıntab’lı Nazareth Fıstıkcıyan’nın da konuyla ilgili görüşlerini açıkladığı toplantıda “ölünceye kadar Ayıntab’ı terk etmeyeceklerine ve sonuna kadar Türk’lere karşı savaşacaklarına” dair karar almışlar ve bunu uygulamaya koymuşlardır. Toplantıda hazır bulunan Ermeni Daşnaksityun Partisi temsilcisi de bu kararı destekleyerek Ayıntab’da kalıp savaşacağını açıklamıştır. 13 Ağustos 1920’de Ayıntab’lı Adour Levonian, Nazareth Fıstıkcıyan ve Kirkor, Ayıntab halkına bir bildiri yayınlayarak kayıtsız şartsız Fransız kuvvetlerine teslim olmadıkları takdirde bütün kuvvetleriyle tekrar savaşa başlayacaklarını bildirmişlerdir.

Fransız arşiv kaynaklarına göre, Aralık 1921- 4 Ocak 1922 tarihleri arasında bölgeden deniz yoluyla ayrılan 54 bin 451 Hıristiyan’ın 40 bin 23’ü Ermenidir. Kara yoluyla gizlice ayrılanlar da bu sayıya dâhil edildiğinde miktar daha da artacaktır. Kuşkusuz, deniz ve kara yoluyla ayrılan Ermeni’ler, İngiliz ve Fransız’lar tarafından savunmanın hemen öncesi ülke dışından getirilen yabancı ve ülke topraklarında yaşayan yerli Ermeni’lerden oluşmaktadır. Fransız’lar, bölgeden ayrılırken beraberinde getirdikleri ‘Ermeni Lejyonerleri’ ve yerli Ermeni’leri de birlikte götürmüşlerdir. Bu nedenledir bundan böyle, Ayıntab savunması ile ilgili etkinliklerde ‘…Fransız-Ermeni…’ ibaresinin kullanılması gerekmektedir. Gaziantep’te şehit sayısı konusunda Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan şunları söylemiştir:

 “Bu mücadele sırasında verilen şehit sayısı 6 bin 317 değil, bizzat savaşa katılan Lohanlı Mustafa Nurettin’in hatırnatında belirttiği gibi 11 binin üzerindedir. Kaldı ki, savaş şartlarından dolayı yaygınlaşan sıtma, tifo gibi çeşitli hastalıklardan ve ilaçsızlıktan ölenler, acı zerdali çekirdeği ekmeğinden zehirlenerek ölenler ve açlıktan ölenler bu sayıya dâhil değildir. Öte yandan kent nüfusunun üçte ikisi de cudar (sakat, kötürüm) bırakılmıştır. Savaştan sonra bu kent koltuk değnekliler kenti olmuştur. Kentin sokakları, gözlerini, kollarını, bacaklarını, ayaklarını, kulaklarını yitiren gazilerle dolup taşmış ve kent en büyük unvan olan Gazi unvanını almıştır. Kim yapmıştır bunları? Fransız Ermeni işgal kuvvetleri. Şurası asla unutulmamalıdır ki, Ayıntab savunması bir cephe savaşıdır ve Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi’nde aldığı kararlar Ayıntab’da harfiyen uygulanmış ve Ayıntab, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın programı gereği 25 Aralık 1921’de Fransız-Ermeni işgalinden kurtulmuştur.  Güncel: “Ermenistan’da Ayıntab ile ilgili anıtlar var mıdır? Bu soru çok sorulmaktadır, ancak şu ana kadar herhangi bir kimse tarafından cevap verilebilmiş değil.” Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan devamla şunları eklemekte: “Dünyanın çeşitli ülkelerinde ‘Ermeni Soykırım Anıtları’ vardır. Ancak çok ilginçtir ki, Ermeni’ler özellikle Ayıntab ile ilgili anıtlar yapmışlardır. Fotoğrafları ve bilgileri 1996 ve 2002 yıllarında arşivime giren Ayıntab ile ilgili iki anıtın bilgilerini size Türkçe tercümesi ile açıklayayım:

Anıtın Adı: Fıskiyeli Anıt

Konusu: Ermeni Soykırımının Aintab [Ayıntab]Kurbanları.

Sponsorları: Mr. Vartan ve Mrs. Ketty Yaghs

Mimarı: David Kertmenjian

Çizimsel tanımı: Aintab [Ayıntab] Ermeni Soykırım Anıtsal Kompleksi

Fiziki durumu: Oldukça iyi

Anıttaki kitâbe: “1915 masum Aintab [Ayıntab] kurbanlarının anısına ithaf olunur” (Ermenice’den tercüme).

Yer: Yerevan-Massis Highway, Armenia İnşa edilmeye başlandığı tarih: Mart 2001

Tamamlandığı tarih: Ekim 2001

Açıldığı tarih: Kasım 2001

Olaylar: 1915-1923 yılları arasında Aintab(Ayıntab)’dan sürgün edilen ve öldürülen Ermeni’ler.

Anıtın boyutları: 1915 kurbanlarının anısına yapılan anıt 3 metre yüksekliğinde, 5 metre genişliğinde ve kilise mimarisine uygun olarak yarım daire ve 5 çıkıntılı kısımdan oluşmuştur.

Her Nisan’ın 24’ünde ve her Eylül’ün başında halk bu anıtı ziyaret ederek ölen Ermeni’leri anmaktadır.

Anıtın Adı: Aintab [Ayıntab]Savaşının Meşru Müdafaası Anıtı

Konusu: 1921 Türk kuşatması esnasında Aintab’ı [Ayıntab]savunan Ermeni’ler. 

Sponsorları: Yerel topluluk ve kurumlar

Mimarı: Khachik Adamian ve A.Adamian

Yerleşim: Herhangi bir şâhısa ait olmayan oldukça geniş bir arazide bulunan küçük bir tepe üzerinde anıtsal bir şekilde kaliteli bir şekilde inşa edilmiştir

Yer: Aintab [Ayıntab] Savaş Anıtı, Massis Region, Ararat Province, Armenia

Yapımına başlandığı tarih: 1970’sonu-1980’nin başları

Tamamlandığı tarih: 1983

Gaziantep ve çevresinde, işgalci Fransızlarla birlikte Türk halkına saldıran Ermeniler, gittikleri ülkelerde, Ermenistan’da Türkleri katliamcı, kendilerini mazlum olarak gösteriyorlar, Türkler aleyhinde “Antep’te Katledilen Ermeniler” anıtları dikiyorlar; tıpkı 1915 te olanlarla ilgili olarak “Ermeni soykırımı” abartısı ile dünyayı kandırmaya çalışıyorlar.

 Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, soykırım görüşümüz doğrultusunda şunları yazmaktadır:   

Ermeni’ler, 1915 yılından önce de sonra da isyan, katletme ve beşinci kol faaliyetlerini Aralıksız sürdürmüşlerdir. Şurası bir gerçektir ki, çok ağır savaş şartları altında devletin varlığı-yokluğu ile karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti yöneticilerinin, devleti yok etmek için her türlü faaliyeti yürüten unsurları bertaraf etmekten başka seçenekleri yoktu. Bu nedenle de hukuki çerçeve içinde bir takım önlemler alınmış ve bu bağlamda, sadece Ermeni’ler değil, lüzum görülen yerleşim yerlerindeki insanlar devletin sınırları içinde bulunan savaşın cereyan etmediği başka yerleşim bölgelerine nakledilmiştir. Savaş ortamındaki nakil sırasında olumsuzlukların olması doğaldır. Kaldı ki, nüfus ile ilgili veriler nakledilenlerin tamamına yakınının yerleşim yerlerine sağ salim vardıklarını göstermektedir. Bütün bunlara karşı inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek vardır ki, o da, Ermeni’lerin ve Fransız’ların Gaziantep'te bir Türk soykırımı yapmış olmalarıdır”. Fransız’lar Maraş’ı birkaç yüz kişi ile Urfa’yı bir taburla işgal ederken, Gaziantep Savunmasına katılan Fransız kuvvetleri ise 20.000 (yirmi bin) kişilik bir tümendi. Fransız’lar Maraş’ta 21 gün, Urfa’da 61 gün kaldılar ve dayanamayıp çekildiler. Gaziantep’te ise Fransız’lar 20 000 kişilik tümen, 1500 kişilik Ermeni alayı ile on bir ay kaldılar; Gazianteplilerin tarihte çok az görülen kahramanca direnmeleriyle karşılaşınca şok oldular. Mustafa Kemal, Kuvaayi Milliye Batıda peş peşe Yunanlılara karşı zaferler kazanmaya başlayınca da barış teklif etmek zorunda kaldılar. Ama 6317 silahsız çarpışan şehitlerimizin pahasına Gaziantep’i terke dip gittiler. Fransız’ların karşısında kendi güçlerinin onda biri kadar bile silahlı asker yoktu. Gaziantep mücahitleri eğitilmiş asker olmadığı gibi, Fransız’ların karşısında çocuklar, kadınlar, yaşlı mücahitler, askeri eğitimi almamış, ama yürekleri işgalcilere karşı direnme gücü olan Kahraman Gaziantep mücahitleri vardı. Bu durumda tekrar soralım, 20 bin kişilik modern silahlarla donanmış,  hem de uçakları tankları olan Fransız ordusunun, vatanlarını işgal ettikleri silahsız Gaziantep halkına saldırıları bir Türk Soykırımı değil midir? 

Dünya tarihçileri bu kanlı katliamı, 6317 şehidin ahı, diyeti adına bu soykırımı böylece tarihe düşmelidirler. 

Silahsız, ordu eğitimi almamış Gaziantep mücahitlerinin birçoğu, o güne kadar hayatlarında ne uçak, ne tank ne de kamyon görmüşlerdi. Halk tabiri ile “başıbozuk askeri” idiler. 20–21 bin kişilik modern silah, araç, gereci olan Fransız ordusunun böylesine silahsız bir halkın üzerine saldırması, binlerce kişiyi katletmesi bir Türk Soykırımı değil midir? Fransa bunu ne zaman anlayacak yahut Fransa’ya bunu ne zaman anlatacağız.  

Böylece, topraklarımızı modern silahları ile işgal edip insanlarımızı katleden Fransa ve öteki emperyalistler, şimdilerde silahlarını bırakmışlar, ne garip ki, gözlerimize baka baka paraları ile topraklarımız satın alarak işgale etmeye başladılar. Durum böyle iken, ülkesinde, meclislerinde “Ermeni Soykırım” yasaları çıkaran, Ermeni Soykırım anıtları diken Fransa’nın, ülkemizde, Cezayirli, Fransız Milletler Topluluğu içinde yer alan Benin Burkina-Faso, Cibuti, Çad, Gabon, Gine, Kamerun, Komor Adaları, Moritanya, Nijer, Senegal ve Tunus'ta da yaptıkları katliamlarla kan gövdeyi götürmüştür. Fransa'nın Cezayir’li'de ve diğer Afrika ülkelerinde yaptığı soykırımdır tarihin kara sayfalarında yazılıdır. Fransa kendi yarattığı soykırımları düşünmeli,  kendi kanlı ellerine bakmalıdır.  

Bütün cephelerde düşmanına üstün gelen kahraman Anadolu insanı, ne yazık ki masa başı politikalarında yeteri kadar haklarını arayamamış, kendini Gaziantep’te kıran emperyalist Fransa’nın soykırımını dünyaya duyuramamıştır. Şurası bir gerçek ki, Gaziantep Türk soykırımı, 1915 sözde Ermeni soykırımından daha sonradır.

Birinci Dünya Savaşından beri, Ermeni’lerin arkalarına geçip, “Kilikya’da Ermenistan Devleti kurduracağız, diyerek, kışkırtan, iki halkı da felaketlere sürükleyerek ve Ermeni’leri maşa olarak kullanan Fransızlardı. Gaziantep ve yöresinde açıkça Türk soykırımı yaratan Fransa’nın, yakın zamana kadar mazisinde çeşitli soy kırımlar bulunmaktadır. Yüzyıllardır Anadolu topraklarında Ermeni’ler ve Türk’ler sorunsuz yaşarken, Fransa ve İngiliz Emperyalizminin kışkırtması ile aynı vatanda birlikte yaşayan Türk’ler ve Ermeni’leri birbirine düşman etmişler, sonunda her iki topluma da felaketler getirmişlerdir. Hal böyleyken, öz vatanını, öz halkını korumaya çalışan Osmanlıyı-Türk’leri, yarattıkları bu felaketin suçlusuymuş gibi, “Ermeni soykırımı” suçlusu olarak dünyaya yaymaya başlamışlardır. Üstelik Fransa’da soykırımı yalanlayana ceza getiren yasa çıkarırken, çeşitli şehirlerine Ermeni soykırım anıtları dikmiştir.



Kampanyalarımızdan haberdar olmak için mail adresinizi girebilirsiniz.

Toplam ziyaretçi sayısı: 389398
Online ziyaretçi sayısı: 82
© Copyright 2006 System is Created by İmpaş Ajans