03.09.2014
İstanbul Barajlarının Doluluk Oeanları Cizelgesi -  

İstanbul Barajlarının...

Hepsini Oku »
03.05.2013
Avrupa Adalet İnsan Hakları nekada uzak bir kelime -  
Hepsini Oku »
03.04.2013
Su gibi aziz ol! -  

Hepsini Oku »
12.12.2012
Deriner Barajı ve HES -

Deriner Barajı ve HES

Hepsini Oku »
29.01.2012
Dünynın ilk 500 firması Fortunenin verileri - Dünyanın en büyü...
Hepsini Oku »
26.01.2012
Dünyayı inşa eden 225 en büyük firma arasında 2011 yılında 31 Türk firması da yer aldı. -  
Hepsini Oku »
28.12.2011
MÜSİAD'dan Fransız firmalara boykot -          
Hepsini Oku »
01.09.2011
Tarihimiz Osmanlı dan sonra unutulan Şehitlerimiz - Hepsini Oku »
01.05.2011
Acentamız olarak Herkese iş imkanı sağlıyoruz - Hepsini Oku »
19.10.2008
Suyun hayatımızdaki önemi - Hepsini Oku »
21.08.2008
Su , insan hayatı için nefesten sonra gelen en önemli öğedir. -
Hepsini Oku »
Ürünler
Ambalaj Matbaa
Ters Osmos Ro Arıtma
Ev Su Arıtma Cihazı
Endüstriyel Arıtma
Endustriyel Su Arıtma
Su gibi aziz ol!


03.04.2013 10:57:40

 

     Su gibi aziz ol!

     

  • 22 Mart Dünya Su Günü münasebetiyle…  11 Mart 2013 Pazartesi 14:20
  • Stratejik bir kaynak olarak su
  • Yeryüzünde hayat su ile başlamıştır. Kutsal kitaplar ve bilimsel eserler hayatın suyla başlandığı hususunda hemfikirdirler.
  • Tarihte, medeniyetlerin çoğunluğu su kaynakları çevresinde gelişip boy atmışlardır. Çin`de Sarı Nehir, Hindistan`da Ganj ve İndus, Amerika’da Amazon, Anadolu’da Fırat ve Dicle bunlardan birkaçıdır. Tarihin en eski medeniyet başkentlerinden olan İstanbul, Bursa gibi şehirler de su kaynaklarının zengin olduğu topraklarda gelişip büyümüşlerdir.
  • Dünyanın üçte ikisinin su ile kaplı olması bütün canlılara yeterli miktarda suyun var olduğu anlamına gelmiyor. Maalesef yeryüzünde yararlanmaya elverişli su miktarı sınırlıdır. Her geçen gün nüfusu katlanarak artış gösteren hem ülkemizde hem de dünyada su, ihtiyaç listesinin en başında yer almaktadır. Buna sanayileşme, suların kirletilmesi ve aşırı tüketim de ilave edilince durum daha vahim bir hal almaktadır. İstanbul gibi su kaynakları sınırlı ve tüketimi yüksek (İSKİ verilerine 2012 yılı günlük ortalama su tüketimi: 2.385.000 m3/gün’dür. Su tüketiminin yüksek olduğu günlerde bu değer 2.800.000 m3/gün ulaşmıştır) olan illerde ise su ayrı bir önem arzetmektedir. Dolayısıyla her geçen gün suya olan talep artmakta ve suyun stratejik değeri daha çok önem kazanmaktadır.
  • Görüldüğü gibi hayatın kaynağı olan su, ihtiyaçların ilk sırasında yer almaktadır. Suyun yok olması, hayatın da yok olması anlamına gelir. Bu nedenle de suların kirlenmesi, kullanım şekilleri, su temini, su hazırlama, su arıtma, kirlenmeden korunma, su politikaları ve standartları bir kez daha önem kazanmaktadır. Bu nedenledir geçmişten günümüze suyla ilgili ulusal ve uluslararası bir çok anlaşma, mutabakat yapılmış; forum, sempozyum ve toplantılar tertip edilmiştir. Bu durum son yıllarda “suyun birlikte yönetimi” anlamına gelen “Yönetişim” kavramını dilimize kazandırmıştır. Su Yönetişimi; “governance” kelimesinin Türkçeye çevrilmiş hali olup “birlikte yönetme ve ortak bağımlılık” anlamına gelmektedir. Uluslararası suyla ilgili en önemli iki platform; Dünya Su Konseyi (DSK) ve Küresel Su Ortaklığı (KSO) kuruluşlarıdır. Ayrıca ilki 1997 yılında Fas’ın Marakeş kentinde ve beşincisi ise da 2009 yılında İSKİ ve DSİ’nin ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Dünya Su Forumlarının da uluslararası ölçekte önemli bir yeri vardır. Bütün bu faaliyetler dünya çapında suyun hem ihtiyaç olarak hem de stratejik açıdan önemli olduğunu gösteriyor.
  • Sular, çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır: Temiz su, içme suyu, kullanım suyu, evsel su, sulama suyu, endüstriyel su, tasarım amaçlı sular, kaplıcalar, enerji sağlama amaçlı sular, gayzerler, akıntılar… Bütün bu sular dünyadaki mevcut su kaynaklarının %2,6’lık dilimini oluşturmaktadır. Yani yerkürede kullanılabilir sınırlı su kaynaklarına sahibiz.
  • Küresel ısınma ve nüfus artışı stratejik bir kaynak olan suyu kısıtlayan en önemli doğal olaylardır. Zaman zaman ciddi savaş unsuru ve politik malzeme konusu da olan Küresel Isınma ve Su, geleceği tehdit eden en önemli unsurlar olarak karşımızda durmaktadır. 1997 yılında BM genel sekreteri olan Butros GALİ, 21. yüzyılın temel çatışmalarının su üzerine olacağı tezi dikkat çekicidir.Su savaşları senaryoları ve literatürü her geçen gün daha çok tartışılmaya başlanmıştır. İngiltere eski Savunma Bakanı John Reid ise “Dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel ısınma nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumun da ülkeler arasında çatışmalara neden olabileceği” şeklindeki açıklamaları konu hakkındaki ciddiyeti tekiden yansıtmaktadır. Konu sınır aşan sular nedeniyle (özellikle Fırat ve Dicle) ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. (“Türkiye ve Ortadoğu’da Su””meselesini yeni bir makale konusu olarak ele alındığından, bu konunun detayına şimdilik girilmeyecektir.)
  • DÜNYADA KULLANILABİLİR SU POTANSİYELİ
  • Eldeki verilere göre, dünya; 1,4 milyar km3 su hacmine sahiptir. Bu miktarın 1,36 milyar km3 (%97,4) tuzlu su, 0,04 milyar km3 ise (%2,6) tatlı sudan oluşmaktadır. Görüldüğü gibi canlıların (insan, hayvan, bitki) ihtiyaç hissettikleri dört temel (Su, Hava, Toprak, Ateş) maddeden biri olan suyun yeryüzündeki büyük bir çoğunluğu (%97,4’ü tuzlu) doğrudan kullanıma uygun değildir. Söz konusu tatlı suların da çok az bir kısmını kullanıyoruz. Kişi başına 7000-7250 m3 civarında su düşmesine rağmen söz konusu kaynaklardan yeterli düzeyde istifade edilmediği için dünya her geçen gün su sıkıntısı ile karşı karşıya kalmaktadır.
  • Yine benzer bir kıyaslamayla 510 milyon km2 alana sahip dünyamızın yaklaşık % 71 (361,3 milyon km2) okyanuslarla, % 29’u (149 milyon km2) ise karalarla kaplıdır. Dünyadaki suyun ise % 97’si okyanus ve derinliklerdeki tuzlu su olup kullanıma elverişle değildir. Ancak % 3`ü (35 milyon km2) dünyadaki canlıların ihtiyaçlarını karışlamaktadır. Bu %3’lük suyun ise büyük bir çoğunluğu kullanılamamaktadır.
  • Ancak, tatlı suların mevcut yerlerinin dağınık olması, mevcut tatlı suların kalitesinin bozulması ve coğrafyaya, topografyaya ve mevsimlere göre değişebiliyor olması, tatlı suları zamanla sorun haline getirmektedir. Afrika’nın birçok ülkesinde kişi başına düşen su miktarı günde 5 litre civarında iken Avrupa ülkelerinin birçoğunda kişi başına günde 200 litre, Amerika’da ise 400 litre civarındadır. Yeryüzünde su dağılımı ile nüfus dağılımı arasında ciddi bir dengesizlik söz konusudur. Bu dengesizlik ülkeler içinde, hatta yer yer şehirlerde bile kendini hisseder durumdadır. Uzağa gitmeye gerek yok, örneğin içinde yaşadığımız İstanbul’da su kaynaklarının %60’ı Anadolu yakasında, %40’ı Avrupa yakasında yer alıyorken; nüfus dağılımı ise su kaynaklarının tam tersine; %65’i Avrupa yakasında, %35’i Anadolu yakasında şeklindedir.
  • Yukarıda ifade edildiği gibi dünyamız, tatlı su bakımından zengin olmakla birlikte; tatlı su dağılımı bütün yeryüzüne eşit şekilde dağılmamıştır. Bu nedenle de, tatlı suların kullanımı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi, tatlı suların çoğunluğu ise yerüstü kaynaklarıdır. Yerüstü su kaynaklarının dengelenmesi halinde, sorun asgari düzeye indirilebilir. Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkeleri, inşa ettikleri biriktirme tesisleri ile bu kontrolü gerçekleştirmektedirler. İstanbul’da ise DSİ tarafından 1970’li yıllarda, İSKİ tarafından ise 2007 yılında İstanbul Boğazına döşenen büyük çaplı borular ile Avrupa ve Anadolu yakası arasında bu denge sağlanmaya çalışılmaktadır. Melen İçme Suyu Projesi kapsamında DSİ tarafından İstanbul Boğazında deniz seviyesinin yaklaşık 140 metre altından açılan 4 metre çapındaki tünelin faaliyete geçmesiyle bu su dengesizliğinin asgari düzeye inmesi hedeflenmektedir.
  • Günümüzde hala dünyada 1,2 milyar insan gerçek içme suyundan yoksundur. Yani dünya nüfusunun yaklaşık 1/3’ü su sıkıntısı çekmektedir. İleriki yıllarda tedbir alınmazsa bu oranın yükseleceğinden korkulmaktadır. Yapılan istatistikî hesaplara göre 2025 yılında dünya nüfusunun 2/3’ü su sıkıntısı ile karşı karşıya olacaktır.
  • Son zamanlarda tatlı su, dünyanın önemli gündem konuları arasına girmeye başladı. 1977’li yıllardan bu yana “Tatlı Su Kaynakları”yla ilgili birçok uluslararası toplantılar tertiplendi. Bu çerçevede 1992 Rio De Jonerio Dünya Zirvesinde, BM tarafından 22 Mart tarihi “Dünya Su Günü” ilan edildi. UNESCO ise 12 Aralık 2002 tarihinde 2003 yılını “Dünya Su Yılı” olarak ilan etmiştir.
  • Dünyada nüfusun hızla arttığı ve küresel ısınmanın olduğu göz önünde bulundurulduğunda, tatlı su kaynaklarının zamanla yetersiz kalacağı muhakkaktır. Bu durum da, zamanla deniz suyundan tatlı su elde etmeye yönelimin zorunlu olacağı sonucunu doğurmaktadır. Maliyeti yüksek olan deniz suyundan tatlı su elde etme teknolojisinin yanı sıra, söz konusu teknolojinin ekolojik etkileri de önem arz etmektedir. Halihazırda birçok ülkede deniz suyu arıtma tesisleri yer almaktadır.
  • Dünya Su konseyi tarafından düzenlenen Dünya Su Forumu’nun ilki 1997`de Marakeş’te, ikincisi 2000’de Lahey’de, üçüncüsü de Mart 2003`de Kyoto’da, dördüncüsü 2006’da Meksiko’da ve beşincisi ise 2009 yılında İstanbul’da gerçekleştirildi. Bu forumlarda uluslararası çapta suyla ilgili problemler tartışılmakta ve mevcut problemlere çözümler üretilmeye çalışılmaktadır. Dünyadan birçok bakan ve siyasi liderin de katıldığı bu forumlar, aynı zamanda katılan ülkelerin su ile ilgili siyasi iradelerini de yansıtmaktadır. 2009 yılında İSKİ ve DSİ gibi önemli su kuruluşlarının da organizasyonda yer aldığı Beşinci Dünya Su Forumu ülkemiz açısından önemli bir prestij vesilesi olmuştur. (35.000 civarında kişinin katıldığı bu forumda 192 ülkeden katılım sağlanmıştır.
  • SU SEKTÖRÜNÜN ÖZELLEŞTİRİLMESİ
  • Söz konusu dünya su forumlarında öne çıkan konulardan biri de su sektörünün özelleştirilmesi konusu olmuştur. 2000 yılında Lahey’de yapılan Dünya Su Forumu’nda su sektörünün özelleştirilmesi geniş bir şekilde tartışılmış ve daha sonraki forumlarda da konuşulmaya/tartışılmaya devam edilmiştir. Birçok sektörde özelleştirme çalışmalarının yürütüldüğü ülkemizde de su sektörünün özelleştirilmesi zaman zaman gündemin ilk sıralarına gelmektedir. AB uyum yasaları çerçevesinde zaman zaman konu ile ilgili öneriler Türkiye’ye sunulmaktadır. İngiltere Galler bölgesi su modeli ülkemize sunulan öneriler arasında yer almaktadır. Havza sistemine dayanan bu önerinin ülkemiz özel şartlarında uygulanabilirliği ise zayıf görülmektedir. Unutmamak gerekir ki suyun özelleştirilmesi öneri ve düşüncelerinin arka planında yer alan en önemli tetikleyici etken ticari rant elde etme gayretidir.
  • Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için su ihtiyacı günde yaklaşık 20 litredir. Ancak BMKP’nin 2006 yılında yayınladığı raporda dünyada 1,1 milyar insanın temiz suya ulaşamadığı ve ancak günde 5 litre su kullanabildiği ifade edilmektedir. Sağlıklı kanalizasyon sisteminden yoksun nüfus ise 2,6 milyardır.
  • Görüldüğü gibi suya erişebilirlik ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Bu durum karşısında su sektörünün özelleştirmesini savunanlar genelde gerekçe olarak; kamu kuruluşlarının verimli çalışmadığını, su yönetişimini iyi yapmadıklarını ileri sürmektedirler. Su sektörünün özelleşmesine karşı olanlar -ki uzmanların çoğu karşıt görüşte yer alıyorlar- suyun bir kamu malı olduğunun altını çizerek sağlıklı ve kullanılabilir suya kavuşmanın temel bir insan hakkı olduğunu savunmuşlardır. Bundan hareketle de suyun diğer ticari mallarla aynı kategoride ele alınmaması gerektiğini ifade etmeye çalışmışlardır. Salt ticari bir mantaliteyle su sektörüne yaklaşmanın sakatlıkları ortadır. Çünkü su; gaz, elektrik, telekomünikasyon gibi sadece ticari bir meta olmayıp aynı zamanda stratejik boyutu ağır basan temel bir insani ihtiyaçtır. Birçok ülkede özel sektör deneyimleri ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır.                                                      Haber10 dan alıntı

 



Kampanyalarımızdan haberdar olmak için mail adresinizi girebilirsiniz.

Toplam ziyaretçi sayısı: 380766
Online ziyaretçi sayısı: 3
© Copyright 2006 System is Created by İmpaş Ajans